Öte Dünya Limanı

Slide for English

Ağır ve soğuk havayı, yarısı sönmüş yaşlı ciğerlerinin en derinlerine kadar çekmeye çalıştı; iyi geldiğini hissedebiliyordu. Nasırlı, yorgun ayaklarını soktuğu krater gölünün kıyısına oturdu ve etrafı izlemeye koyuldu. Gözlerini kapadı. Yüzyılların, binyılların, başlangıçtan beri bir o yana, bir bu yana sürüklenmenin yorgunluğuydu bu. Bıkmış mıydı yoksa ilerleyen ve bitmek bilmeyen, sonsuz zaman tadını mı kaçırmıştı, bilmiyordu. Dudaklarını keyifsizce bükse de, uzun sakallarının arasından görünmüyordu.

Kafasını hafifçe sağa çevirdi, bulutların arasından gözüken uçsuz bucaksız evreni izlemeye koyuldu. Düşünceleri arasında kayboluyordu; bir son var mıydı? Ne zamandan beri buradaydı? Neden buradaydı? Ne zamana kadar devam edecekti var olmaya? Kendisi gibi başkaları da var mıydı? Kafasındaki bu sorular anında uykusunu getirmişti. Düşünmek yerine uzun bir uyku uyusa, iyi gelir miydi?

“Gulyabani bey!”

Gulyabani derlerdi ona. Daha doğrusu insan denen mahlukat kendisine bakıp, kulakları tırmalayan çığlıkla beraber haykırır, sonra da kaçarlardı. O da ismini “Gulyabani” bellemişti. Yüzyıllar içerisinde o kadar çok haykırışa maruz kalmıştı ki, artık kulakları ağır işitiyordu. Tabii onlar da haklılardı; her av, avcısından kaçardı elbet.

Kafasını gölün üzerine çevirdi. Sandalın içinde Kharon ona el sallıyordu.

Gulyabani’nin sakallarının ardındaki yorgun ve yaşlı yüzü asıldı.

“Kirye Gulyabani bey!” sesini daha da yükseltmiş, büyük bir sevinçle hızlı hızlı el sallamaya devam ediyordu Kharon. Ciğerlerinde uzun süredir dolaştırdığı ısınmış havayı hızlıca geri verdi boşluğa, gözlerini devirdi. Ama suratında dipsiz bir kuyu gibi gözüken iki karanlık çukurda, gözlerin olduğunu anlamak yeterince güçtü, o yüzden Kharon fark etmedi bile bu ufak mimikleri. Fakat Gulyabani’nin keyfini kaçırdığının farkındaydı.

Gulyabani homurdanarak ayağa kalktı ve gölün içinde ağır ağır ilerleyerek sandalın yanına vardı.

“Ne var Kharon efendi? Gene ne bu neşe?”

Kharon’un gözleri parlıyordu. Ağzı sevinçten kulaklarına varmıştı. Umut dolu gözlerle Gulyabani’ye bakıyordu. Anlamıştı, yine aynı şeyi isteyecekti. Gulyabani devam etti.

“Öte dünyadan gene bizi kim çağırmış vre?

Eskiden gezmekten bıkmadığı bu dünyaya, artık sadece çağrıldığında gidiyordu.

“Bilmiyorum Gulyabani beyciğim. Ama biliyorsun…” dedi ve cümlesini devam ettirmedi. İkisi beraber bulutların ardından gözüken evrene baktılar. Bir süre sonra Kharon yüzünü Gulyabani’ye çevirdi.

“Ne oldu, keyifsizsin vre Gulyabani beyciğim?”

Suratı asık Gulyabani, gözlerini kısarak galaksileri seçmeye çalışıyordu. Kafasını çevirmeden sıkkın bir sesle,

“Vallahi pek tadım tuzum kalmadı Kharon. İnsanların tadı kaçtı, neyle besleniyorsa bu mahlukat, içimi çürütüyor sanki. Ağzım ölü gibi kokuyor; kollarıma, sırtıma bak! Her yerim irinli irinli, kocaman çıbanlar var.”

“Ah Gulyabani bey, başka dünyalar yok mudur gidebileceğiniz, başka mahlukat yok mudur yiyebileceğiniz?”

Gulyabani onun için endişelenen arkadaşına baktı. Tek arkadaşına. Sahiden de üzgün gözüküyordu.

“Yemeyi bıraktığımda ne olduğunu hatırlıyorsun Kharon. Başka yiyecek bir şeyim yok.”

Pes edercesine nefesini bıraktı. Sıcak nefesinin buharı, sanki her seferinde ruhundan bir parça alır gibi, soğuk havada kısa bir süre asılı kalıp, sonra kayboluyordu. Tekrar bulutların arasından gözüken evrene doğru bakmaya başladı Gulyabani.

Kharon’un üzgün suratı bir anda yeniden umut dolu haline geri döndü.

“Gulyabani beyciğim, biliyorsun…”

Gulyabani kafasını tekrar Kharon’a çevirdi. Kaç bin yıldır, her gidişinde aynı konuşmayı yapıyorlardı.

“Kharon, dünyadaki zaman buradaki gibi değil biliyorsun değil mi? O çoktan başka bir yere gitmiştir.”

Kharon suratını asmamaya çalıştı; yüzünü bulutlara, evrene döndürdü ve pek de emin olmayan bir sesle,

“Ama belki oralarda bir yerlerde bulunmayı bekliyordur? Unutmamıştır belki beni. Yoksa hemen yanıma gelmez miydi?” diye sordu.

Gulyabani bir şey diyemedi. Sadece,

“Tamam, tekrar bakacağım senin için.” Diyebildi.

Kharon çocuksu bir sevecenlikle Gulyabani’ye baktı ve dedi ki,

“O zaman atla kayığa be ya, tez zamanda götürem seni de, güzel haberlerle geri gel.”

2021


Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görsel, yazı, bilgi ve belge, sahibinden izinsiz değiştirilemez, kullanılamaz, yayınlanamaz. 

Tüm hakları saklıdır.


Port of World Beyond

He tried to breath the heavy and cold air to the deepest of his old, half-extinguished lungs; he could feel it’s good. He sat on shore of the crater lake in which he put his callous, tired feet and started to watch the surroundings. Closed his eyes. This was an exhaustion of being dragged backwards and forwards since centuries, milleniums, from the beginning. Was he fed up, or the endless time, advancing and never ending, made him upset, he did not know. Even though he cheerlessly curls his lip, it could not be seen through his long beard.

He slightly leaned his head right, started to watch the immense universe seen between the clouds. He was losing in his thoughts, was there an end? Since when has he been here? Why was he here? Until when will he continue to exist? Was there anyone else like him? Questions in his head made him feel sleepy immediately. Would it make him feel better if he sleeps for a long time instead of thinking?

 “Sir Gulyabani!”

They called him Gulyabani. More precisely, living creatures called human beings would look at him, shriek raspingly, then would run away. So, he memorized his name “Gulyabani”. In centuries he was exposed to so many shrieks that his ears are hard of hearing anymore. They were right though; each prey would run away from their predator.

Turned his head over the lake. Kharon was waving to him in a boat.

Gulyabani’s tired and old face behind his beard was weary.

“Sir Kirye Gulyabani!”, Kharon increased his tone and was continuing to wave rapidly with great joy. He quickly exhaled the warm air that he circulated in his lungs for a long time back to void, rolled his eyes. It was extremely difficult to notice that there were eyes in the two dark pits that looks like an endless well in his face. That’s why Kharon did not even realize these little gestures. But he was aware that he discomforted the Gulyabani.

Gulyabani got up grunting and reached to boat by walking slowly in the lake.

“What is it Mr. Kharon? What’s up with this joy?”

Kharon’s eyes were sparkling. His smile was ear to ear with joy. He was looking at Gulyabani with full of hope. He understood, he would ask the same thing again. Gulyabani continued:

“Who summoned us from the world beyond eh?

He was only going to this world when summoned, the world which in the past he had never fed-up wandering in.

“I do not know Sir Gulyabani. But you know…” he said and did not end his sentence. They looked to the universeseen behind clouds. Kharon turned his face to Gulyabani after a while.

“What happened, you seem darksome Sir Gulyabani?”

Sullen faced Ghoul was trying to distinguish the galaxies with squinting eyes. With troubled voice without turning his head,

“I’m in low spirits Kharon, People lost their charms, whatever this creature are feeding themselves with, it is as it were rotting my inside. My breath smells like dead, look at my arms, my back! There are enormous, purulent boils everywhere!

“Ah Sir Gulyabani, are there no other worlds that you may go, no other creature that you can eat?”

Ghoul looked at his friend worrying about him. His only friend. He honestly seemed mournful.

“You know what happened when I stopped eating Kharon. I have nothing else to eat.”

He exhaled as if he gave up. Vapor of his warm breath, as if it takes a part of his soul at every turn, hanging on the cold air for a short time, then disappears. Then again Ghoul started to look at the universe that is seen between the clouds.

Kharon’s sorrowful face is suddenly turned back to his hopeful state.

“Sir Gulyabani, you know…”

Ghoul turned his head to Kharon again. They were having the same conversation every time he departs for countless thousand years.

“Kharon, you know that time in the world is not the same as here, right? She must have been long gone to somewhere else”

Kharon tried to not frown; turned his face to clouds, universe and with an insecure voice,

“But maybe she was expecting to be found somewhere there? Maybe she did not forget me. Or else would not she come to me right away? He asked.

Gulyabani could not say anything. Just,

“Okay, I will look again for you” he said.

Kharon looked at Gulyabani with is childish joy and said,

“Then hop on to the boat aye, let me take you within the shortest time, so come back with great news.”

2021



Any sound, visual, text, information and document published on this site cannot be changed, used or published without the permission of the owner.

All rights reserved


Many thanks to Batıkan Kemer and Selin Üstüner.

Ghoul (Gulyabani) (Arabic: غول‎, ghūl) is a demon-like being or monstrous humanoid originating in pre-Islamic Arabian religion, associated with graveyards and consuming human flesh. In modern fiction, the term has often been used for a certain kind of undead monster. “

Wikipedia contributors. (2021, March 17). Ghoul. In Wikipedia, The Free Encyclopedia. Retrieved 17:53, April 12, 2021, from https://en.wikipedia.org/w/index.php?title=Ghoul&oldid=1012705163

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s